Published On: Cts, Ağu 13th, 2016

14 Ağustos Unutmadık, Unutmayacağız.

Share This
Tags

r

14 Ağustos 1992’de Savaş patladı.

Abjıwaalar onları durdurmak istedi ama av tüfekleriyle tanklara karşı ne yapabilirlerdi. Öğlene doğru Gürcüler paldır küldür Sohum’a girdi. Olayı anlayan Abhaz gençleri onlara karşı direndi. Düşmanı Kızıl Köprü’de yakaladılar. İşte o gün Abhazya Hükumeti ülkelerinin saldırıya uğradığını dünyaya ilan etti. Gürcüler Abhazları iki üç gün içinde yok edeceklerini sanıyorlardı. Konuşmalara geçtiler. Fakat hemen ertesi gün, yani 15 Ağustos’ta Abhazlarla Gürcüler görüşmek üzere tam masaya oturmak üzereyken Gürcüler gizlice Tsandrıpş’a girdiler.

Abhazya’yı ablukaya aldılar. Sohum’a giren Gürcüler Kealaşür’de karargâh kurdu. Abhazlar Gumısta başında kümelendi. Ayın 18’iydi. Gürcüler sessizce Sohum’a girdi, kenti soyup soğana çevirdi. Sohum’da yaşayan Abhazların doğup büyüdüğü, canlarını verdiği başkenti cehenneme çevirdiler.

Gumısta nehri sınır oldu, iki kuvvet karşılıklı bekliyordu. Gürcüler Sohum ve çevresini ele geçirmişlerdi. Eşıra hariç Gulrıps ve Gal dahil, tüm köyleri ele geçirdiler, Abjiwaa’da işler kolay olmadı. Burada, Oçamçıra kentine ve şosenin deniz tarafına saldırganlar konuşlanmıştı. Yolun dağ tarafı ise Abhazların kontrolündeydi, kolay kolay köylere kimseyi sokmuyorlardı.

Tukarçal, Abjiwaaların kalbinin attığı yer oldu, .Gudauta ise tüm Abhazya’nın kalbiydi. Abhaz halkının ölüm kalım savaşına girdiğini duyan Kuzey Kafkasyalı kardeşlerimiz hemen yola koyuldu, yaya olarak dağlardan inmeye başladılar. Bir zamanlar aynı ocağı tüttüren ve ocaktaki arhışnayı (zinciri) ikiye bölerek ayrılan kardeşleri Abazinler, Adigeler, Çerkesler, Kaberdeyler, Çeçenler, Asetinler, Avarlar ve hatta Abhazların uğradığı bu haksız saldırıya dayanamayan pek çok Sovyet vatandaşı mazlum tarafa yardım etmek üzere Abhazya’ya koştu. Bununla da kalmadı, sürgün felaketi nedeniyle anayurtlarını terk etmek zorunda kalan denizin öte yakasındaki göçmen kardeşlerimizde yeniden denize açıldı. Kardeşlerine yardıma, anayurtlarını kurtarmaya, onlar da koştu. Herkes canını ortaya koydu. Hiç bir şey yapamasalar da anayurtlarını savunmak için ölüm kalım savaşı verip erkekçe ölen kardeşlerinin yanında olmak istiyorlardı.

3 Eylül’de Gürcü ve Abhaz liderleri Moskova’da buluştu. Ruslar da konuşmalara katılıyordu. Arabuluculuk yapmak üzere o gün imzalanan metne göre Gürcüler Abhazya’dan çıkmalıydı ama Gürcüler sözünde durmadı. Bunun üzerine 2 Kasımda Batıda savaşan Abhaz milisleri, Kuzey Kafkasya’dan gelen kardeşlerinin de yardımı ile Gagra’ya saldırdı. 4 günde Gürcüleri Psou nehrinden öte sürdüler. Silahları ellerinden alıp geldikleri yere geri gönderdiler.

1993 yılı başında Gumısta nehri kıyısında bekleyen Abhaz milisleri Sohum’a girdi. Fakat, bir türlü Sohum’u geri almayı başaramadılar. Mart ayında tekrar kente girdiler bu kez de şansları yaver gitmedi.

Temmuz ortalarına doğru 300 Abhaz genci Gudauta’da toplanıp bir gemiye bindi. Gürcüler arkalarından yaylım ateşi açıyordu ama hiçbir güç onları durduramıyordu. Sonunda gelip Tamış’da karaya ayakbastılar. Onları Abjıwaalı milisler karşıladı. Bir hafta içinde Sohum ve Oçamçıra’ya kimse geçemeyecek şekilde yolu kestiler. Böylece başta Labra köyü bağımsızlığını kazandı. Aynı zamanda Gumısta başında bekleyen Ahhaz milisleri suyu yüzerek geçip Sohum’un, üst taraflarında kalan pek çok köyü boşalttı. Yenilmekte olduğunu anlayan Gürcüler tekrar görüşmelere basladı. Rus hükumetinden yararlanıp Abhazları durdurmak istediler. Anlaşmaya göre Gürcüler Abhazya’yı terk etmeliydi ama yine sözlerinde durmadılar.

1993 yılının Eylül ayında canına tak eden Abhazlar “Yeter !..” dedi ve saldırdı. 27 Eylül’de Sohum geri alındı. İki gün içinde Güneyde ve Kuzeyde kan döken Abhaz gençleri Kodor kıyısında birleşti. Eylül 29 da Gürcü saldırganları Gürcü-Abhaz sınırı olan İngur Irmağı’ndan öteye sürüldü. Böylece Abhaz ulusal bayrağı yeniden Abhazya topraklarının üstünde dalgalanmaya başladı.

Abhaz halkı atalarının, atalarının da atalarının ve dahi onların da atalarının yaptığı gibi sınırlarını yeniden çizip topraklarını kurtardı. Abhaz sesini ülkenin her tarafında duyulur hale getirdi.

Abhazya’ya baş koyan bu isimsiz kahramanları hangi ulustan olursa olsun hiç bir Abhaz, Abhazca konuştuğu sürece asla unutmayacak, onların ismi Abhaz tarihine altın harflerle yazılacak.

Doç. Dr. Valeri Beygua
Abhazya Devlet Üniversitesi öğretim üyesi
Abazamyüa Gazetesi,
Sohum 1998, Sayfa 9.
Çeviren: Mahinur Tuna (M.Tuna arşivinden)

 

 

About the Author

Tüm hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz Copyright 2014 Bu site KadyaSoftware alt yapısı ile yapılmıştır.